top of page

Siyah Poşettekiler

16 Eyl
2 dakikada okunur

Her saatini planladığım bir güne uyandığımı sanıyordum. Tüm planlarımın üzerine çöken bir ağırlık hissiyle uyandım. Göğsümün her santimetrekaresi hayatın baskısı altındaydı. Bu basıncın neden olduğu ağrı hangi planı dinler ki?


Dışarıdan büyük görünen ambulans, kapı kapanınca küçülüyor; insana kalan yer, kendi bedeni kadar. Kabloların, cihazların ve telaşın arasında, güzergâhını bilmediğim bir yolculuğun tedirginliği içimde büyüyor. Artık yolu tabelalar ya da bildik şehir manzarası değil; kasisler, çukurlar ve ani frenlerle takip ediyorum. Merak işte.


Ambulans kapısı acil servisin hengâmesine açılıyor. Gürültünün, telaşın, sabırsız bekleyişlerin ve birbirine karışan hasta yakınlarının sesleri arasından geçiyorum. Her saati ayrı planlanmış günün planlanmamış saatleri yaşanıyor. Acil serviste renkler yeşilden sarıya, sarıdan kırmızıya döndükçe, insanın kendine ait alanı da daralıyor. Kararlar başkalarına, hareketler izinlere, mahremiyet ise zorunluluklara bağlı hale geliyor.


Gece ya da gündüz olduğunu yalnızca saat hatırlatıyor. Zaman, insanın duygu ve ihtiyaçlarına meydan okurcasına yerinde sayıyor. Monitörler yaşam ritmini aktarırken, nabzın her vuruşunda ne yolculuklar ne hesaplaşmalar gelip geçiyor. Teknolojinin henüz o kadar gelişmemiş olmasına seviniyor insan. Ya zihnin içindekiler de yansısaydı monitöre?


Yoğun bakım alanında personelle hastalar arasındaki diyaloglar, yan ünitelerden yükselen anlamsız, gereksiz ve yapay sohbetler önce kulaklarımı tırmalıyor; sonra yalnızca zihnimin içindeki sesler duyulur oluyor. Yarım kalanlar, hiç başlanmayanlar, söylenmeyenler, çıkılmamış yollar, gerekli gereksiz kırgınlıklar belleğime üşüşüyor. Yeniden tartılıyor, başka anlamlara bürünüyor...


Elinde siyah çöp poşetiyle o zaman göründü hemşire. Gözlük ve telefondan başlayarak, üstümde başımda ne varsa çöp gibi poşetin içine dolduruluyor. İnsan o anda anlamıyor da, dışarıda bekleyen yakınına teslim edilmek üzere yola çıktığında anlıyor. Çöp poşeti birinin elinde hışırdayarak uzaklaşırken, yatakta yalnızca ameliyat önlüğüyle kalıyorum. Anadan doğma...  Tadı, rengi, anlamı değişiyor her şeyin. Mahremiyet kalkıyor tedavülden. Bir an yeniden duyuluyor dış sesler, anlamsız diyaloglar. Cehalet kelimelerle taşınıp duvarlara çarpıyor, süpürgeliklerin üzerine dökülüyor.


Artık sahip olduğum her şey siyah bir poşette, dışarıda, emin ellerde. Her şey başka bir anlam kazanırken sedye hareket ediyor; gözlerim modüler asma tavanın düzensizliklerine takılıyor. Çıplak ve hareketsizim. Savunacak gücüm yok; savunduklarımınsa burada bir hükmü yok. Mahremiyet, itibar, gurur, kırgınlıklar birer birer geride kalıyor. Kimlik mi? O siyah poşette, dışarıda.


Ankara, Eylül 2026

İbrahim Kaçar




Tüm içeriklerin yayın hakları yazarına ait olup yazarın izni olmadan

kısmen veya tamamen basılamaz, çoğaltılamaz veya elektronik ortama taşınamaz.

En son yazılardan haberdar olmak için abone olunuz.

  • X
bottom of page